SENDİKALAR BASKI ALTINDA
Demokrasilerin Vaz Geçilmezi Sendikalaşma,
Sendikalaşmanın Vaz Geçilmezi Olan Bağımsızlık,
Son 2019 Yılında Azalarak Dibe Vurmuştur.
Sendikalar Baskı Altına Alınarak, Anayasal Hakları Tehdit Altına Alınmıştır.
Türkiye’de en büyük demek yanlış olur, büyük olmak asli görevini ifa etmek, bağımsız ve dik durmakla olur, ancak en kalabalık sendikalar maalesef birisi iktidar partisinin, diğeri ise onun ortağının arka bahçesi olarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu iki kanka diğer sendikaları muhatap bile almadan siyasi bağımlılıkları ile sendikacılık oynamakta, kamu ve özelde milyonların umutlarını sömürmekten hiç çekinmemektedirler.
Günü birlik olağan işleri ile sadece üye kaydedip, atamalar, tayin ve işe alımlarda iltimas ve rüşvet bankerleri gibi ülkenin geleceğine, demokratik ve hukuk yapısına gölge düşürme görevini üstlenmektedirler.
Türkiye de sendikal güç demek artık iktidar veya bir siyasi partinin arka bahçesi olmakla özdeşleşmiş, temel sendika olma kuralının vaz geçilmezini kaybetmiştir.
Yıllar itibari ile de sendikalaşma oranı, kamuda ve özelde hem memurlar hem de işçiler açısından giderek düşmüştür. Artık etik kuralara uygun, sendikal ahlaka uyumlu, gücünü üyelerinin haklarından alan bir sendikal yapılanmanın Türkiye için büyük bir ihtiyaç olduğu kaçınılmazdır.
Son yıllarda kamu çalışanları bağımsız sendikalardan bilinçli olarak korkutulmuş, üyelikleri, iktidar veya ortağına bağımlı sendikaların atadığı kurum amirlerince baskı altına alınarak sürekli düşürülmüştür. Günümüzde kamu kurumlarında atama, terfi, tayin işlerini kurum amirleri değil, adete apaçık, liyakat, kural, kanun değil o işyerinin görevli iktidarın sendikal görevlisi tarafından yapılmaktadır. Bu konuda ilk defa göreve gelen Tarım ve Orman Bakanı, Dr. Bekir Pakdemirli, aslında bu olayı apaçık, biraz acemiliğine getirerek “Sendikal ayrımcılık yapmayacağız.” Diyerek yapılan sendikal ayrımcılığı ifade etmiş, maalesef o da ayrımcılığın önüne geçememiştir. Onun bunun adamı devri hiçbir zaman kapanmayan Türkiye’de artık sendikal ayrımcılık hem liyakatin, hem de etik değerlerin önüne geçerek, kurumların geleceği, başarısı, sürdürülebilirliği tehlikeye atılmıştır. Zira konusunda Profesör dahi olsa kurumlara zaten atanan Yönetici sendikalarca belirlenmekte, o sendikaların belirlediği yöneticilerde onların emirlerini harfiyen yerine getirmekten kaçınmamaktadırlar.
Bu durumda hak ve hukuk içinde kalmak isteyen memur ve işçiler sendikalı olmaktansa, sendikalara üye olmaktan kaçınmaktadırlar. 2018 sonu rakamlara göre, Türkiye’de kamudaki memur sayısı (askerî personel hariç) 3 129 304, emekli sayısı, 1 900 000 iken; sendikalara kayıtlı memur sayısı 1 673 318’dir. Neredeyse memurların yarısı sendika üyesi olmadığı gibi bu sayı sürekli düşmektedir.
Türkiye’de 3 büyük memur sendika konfederasyonu var: AKP, MHP, CHP’nin arka bahçeleri olarak, Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK, varlığını sürdürmektedir.
Memur-Sen kalabalık üyesine rağmen sadece kendi üyelerinin sendikası olarak, yetkili sendika olma özelliğini sadece yasal olarak üzerinde tutmakta, 10 yıldır da iktidarın sendikası olarak diğer sendikaların sesine kulak vermeden, kamu vicdanını ve hak-hukuk kavramını hiçe sayarak bu günkü kurumların bitmesine zemin hazırlamıştır.
Genel Başkan Ali Yalçın “meşveret ve şuradan yana değil” ısrarla 4688 sayılı Kanun’la masada sadece kendi söyleyip, kendi çalmak peşinde.
Oysa, sendikacılık sadece maaş, personel hakları değil; aynı zamanda kurumların yönetimden, kadrolaşmasına her aşamasında etkili olduğundan, kendilerinden olmayan hiçbir ehli ilme, liyakat sahibine şans vermemekle, kurumların bu günkü çöküş ve yaz-boz, tekrar bi daha yeniden yapılandır… başarısızlığının da sebebidir aslında. Peki bu vebali nasıl kaldırabilir bir yapı…
Daha açık ve net konuşalım; Sarı sendikacılık yapan Memur-Sen, kamuda memurlar üzerinde müthiş bir iktidar baskısı kurarak çoğunluğu elde etmiştir. Ancak vatandaşın patatese, soğana, ete, süte hasret kalmasının sebebidir Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. MEB de, soruların çalınması, eğitimin çöküşünde, sağlık alanlarında yaşanan sorunlarda da sorumludur atadıkları kamu yöneticileri ile dolaylı olarak. Seçimlerde hırsızlık dediğinde onu koruyamayanların sebebi de, adaletin, maliyenin, toplumsal huzursuzluğun dolaylı sebebi de “tek başına yetkili olan” sendikadır aslında.
Memur-Sen, temsilcisi olduğu memurlar ve iktidarında başarısızlığının sebebidir aslında. Ne iktidara başarılı bir kamu yönetimi, nede kamuda personele mutlu bir hayat, çalışma barışı sunamamıştır. Hakkı adaleti, liyakati yandaşlığa tercih eden hangi sistem ilahi adaletten başarı kazanabilir ki?..
Peki diğer kalabalık 2’ler ne yaptı, birleşip bu sendikanın yanlışlarına dur demek yerine, onlarda arkalarındaki güçle suya sabuna dokunmadan üye sayılarını korumaya çalıştılar. Vatan, millet, ülke, devlet esası yerine sadece mevcut düzenlerinin bozulmaması adına sessizce ne zaman iktidar oluruzu beklediler. Kamuda binlerce personelleri olmasına rağmen onların verimli, üretken çalışıp krizi azaltmaları yerine mevcut liyakatsizliğin daha da artması için uğraştılar. Gazeteler artık “kamuda siyasal kadrolaşma tehdidinden” bahsetmez oldu. Zira onu tehdit olarak söyleyecek SEN-Dİ-KA başkanı da kalmadı…
Ve tarih gösterdi ki, siyaset geçici, devlet, millet, vatan bakidir. Hepimiz aynı gemide giden yolcularız. Artık her aklı selimin fikrine ihtiyaç vardır. Sendikalar ortak akılla devletin, milletin, ülkenin geleceği için çalışmalıdır. Birbirlerine saygı duymalı, zira hepsinin üyeleri aynı ülkenin, aynı devletin, aynı milletin hizmetkarıydı. Ve hepsinin çalışma barışına ihtiyacı vardı…
Ali BAL -Genel Başkan/ ATORSEN






